Anasayfa Günün Haberleri Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle Sitene Ekle Künye İletişim 07 Eylül 2010 Salı
Anasayfaya Dön      
Prof.Dr.Vural Kavuncu     vuralkavuncu@hotmail.com 2010-06-02 17:39:29
KÜRESEL TERÖR

 

Arapça olarak “güçlü” anlamına gelen Gazze bugünlerde acı ve trajedi ile dünya gündemine oturdu. Abluka altında yaşamını sürdürmeye çalışan Gazze’de İsrail orduları her türlü bomba ve silah ile hedef gözetmeksizin her şeyi vurdu; sivilleri, kadınları, çocukları, yaşlıları, onlara yardıma gidenleri, hastaneleri, çeşmeleri her şeyi. Her türlü alt yapıyı, çimento fabrikalarını, üretim tesislerini hatta yiyecek-içecek imalathanelerini bile yok ettiler. Su kaynaklarının %95’i sağlıklı özellikte değil Okulların çoğu harap oldu, özel işyerlerinin hemen hepsi kapandı. Halkın %80’i açlık sınırının altında bir yaşam sürmeye çalışıyor. Devlet demek insan ve toprak demek ise insanı da vurdu, toprağı da. Yetiştirilmesi uzun zaman alan zeytin, portakal, limon ağaçlarını da yok ederek Filistinlilerin toprakla olan bağlantısını kesmek istediler. İsrail, Doğu Akdeniz havzasının kontrolünü tamamen kendilerine bırakacak son deniz koridorunu almak için elinden ne gelirse yapıyor. Son olarak, içinde değişik din ve milletlere mensup yaklaşık 600 gönüllü bulunan ve Gazze’ye ulaştırılmak üzere ilaç, elbise, gıda, prefabrik evler, çocuklar için oyun parkları, demir ve çimento gibi insani yardım malzemesi taşıyan Mavi Marmara gemisi Uluslararası sularda İsrail tarafından baskına uğratıldı, siviller katledildi, gemiye el konuldu. Bütün bunlar tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşti. 
Hikaye yeni değil. M.Ö.1200 yıllarında Mısır’dan göç eden İbrani kabilelerinden onikisi birleşerek “İsrailoğulları” adını almışlar ve Sina Dağın eteklerine yerleşmişlerdi. Tek bir amaçları vardır: Kendilerine Tanrı tarafından vaad edildiğine inandıkları Kenan ülkesini ele geçirmek. Şu anda Filistin’in bir bölümünün yer aldığı Kenan topraklarında ise kendilerinden daha gelişmiş bir topluluk olan Kenaniler yaşamaktaydı. İsrailoğullarının önderi olan Yeşu Eriha kentini ve ardından da tün “vaad edilmiş topraklar” ı ele geçirdi. Bunu acımasızca yapmışlardı; kentleri tamamen yıkmışlar, Kenanlıları yok etmişleri soylarını kurutmuşlar ve kılıçtan geçirmişlerdi. Kısa bir süre sonra Kenan ülkesinin kıyı kentlerine bir başka halk yerleşmişti. Bunlar Filistinlilerdi. Daha sonra bu iki halk arasında bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar başladı. M.Ö 63 yıllarında ise Roma’lılar Kudüsü ele geçirdiler. Romalılar başkaldıran Yahudileri bozguna uğrattılar, o tarihten sonra Yahudilerin çoğu ülkesini terk etti ve dünyanın dört bir tarafına yayıldılar1.      
 Anadolu’da daha önceden yerleşmiş olan Yahudiler zulüm görüyorlardı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Bizans yahudileri kendisini bir kurtarıcı olarak karşıladılar. 14. yüzyılın sonlarına doğru ise İspanya Kralı krallığın sınırları içerisinde yaşayan Yahudilerin, karıları, kızları ve hizmetkarları ile birlikte Katolikliği kabul etmelerini, etmedikleri takdirde de kovulmalarını emretmiştir. Birçok ülkenin bu göçmenleri kabul etmediği bir dönemde Sultan II. Bayazıd bu yurtsuz kalmış insanları kabul etmiş ve Osmanlı topraklarına yerleşmesine izin vermişti. “500. Yıl Vakfı” bugün bu olayı şükran duyguları ila ifade ederek günümüze taşımaktadır2. Yavuz Sultan Selim, ödünç para alınan bir Yahudinin borcun ödenmesi tamamlanmadan vefatı üzerine ödemeden vazgeçilmesini öneren defterdarına hiddetlenerek gönderdiği tarihi yazı ile de ünlüdür: “Merhuma Rahmet, Yetimlerine Afiyet, Malına Bereket, Gammaza Lanet“3.  Daha sonraki dönemlerde de durum farklı olmamıştır ve Osmanlı yahudileri ticaretten siyasete, devlet kademelerinden zanaatkarlıklara değin pek çok konuda söz sahibi olmuşlardır. Cumhuriyet döneminde de Musevi vatandaşlarımızın inançlarına saygı gösterilmiş ve laik devlet ilkesi ile eşit mesafede durulmuştur. II. Dünya Savaşında Türk diplomatların büyük uğraşları ile Nazilerden kurtarılan bilim adamlarına ve ailelerine kucak açılmış, Türkiye’de çalışmalarına devam etme olanağı sağlanmıştır. İşte biz; dini, siyasi ya da her türlü referansı bir kenara bırakıp sadece insanlık adına haktan ve mazlumdan yana olan merhametli ve aziz böyle bir milletiz. Şu anda da yapılanlar nedeniyle Musevi vatandaşlarımızı sorumlu tutmuyor ve onlara karşı yapılacak ırkçı bir saldırının da karşısında duruyoruz.
 II. Dünya Savaşında Naziler başta Dachau ve Auswitch olmak üzere yüzlerce toplama kampı kurmuşlar ve tutuklulara akıl almaz işkenceler yapmışlardı. Bu insanlık dramı Yahudiler tarafından günümüze çok iyi bir şekilde taşındı ve tüm dünyaya tanıtıldı. O zaman bu acıları yaşayan nesiller ve onların çocukları nasıl oluyor da bugün bu acıları başka bir halka müstehak görüyorlar, anlaşılır gibi değil. Çocuğu gözünün önünde öldürülen bir annenin, babası öldürülen bir çocuğun bu acıyı, kini ve nefreti bir ömür boyu taşıyacağını, gelecek nesillere aktaracaklarını bilmiyorlar mı?  Gelecekte de bugünlerin belgeselleri yapılacak, belgeler sergilenecek, müzeler kurulacak. Bölgede barış gene ertelenecek.
 Bir terör devleti olan İsrail bugüne kadar pervasız bir şekilde bölgede her istediğini yaptı. Coğrafi ve siyasal ilk muhatapları olan Ortadoğu ve Arap Ülkeleri bugüne değin başarılı bir sınav veremediler. Buna karşın İsrail hemen her ülkede ekonomik ve siyasal olarak köşe başlarını tutarak pervasızlıklarını örtbas etmeyi başardı. Günümüzde bu sorun sadece Ortadoğu denkleminde değerlendirilmekten çok öteye geçmiş ve küresel terör haline gelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Davos’ta yapılan one minute ikazı insanlık ve Devletimiz adına onurumuzu korumak için yapılmış doğru bir çıkıştı. Bugün de yapılması gereken tüm siyasi partilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek tarihsel kimliğimiz ve kültürümüzün gerektirdiği dik duruşu göstermeleridir. Elbette bundan sonra ki ilişkileri oluşan yeni zemin üzerinde şekillendirmek akıllıca yürütülecek diplomasinin işidir. Bölgede barışa bugün en çok İsrail’in ihtiyacı vardır. Bunu yapabilmek için de İsrail’in Türkiye’ye ihtiyacı vardır. 
  
1 Davis J.C. İnsanın Hikayesi. T. İş Bankası Yayınları, 2004.
www.muze500.com
3 Abraham Galante, Histoire des Juifs d’Istanbul C. 1 (İstanbul, 1941) s. 8; Portakal Paşa, Usul-u Maliye

 

 

Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır Toplam 0 Yorum
Bu Habere Henüz Yorum Eklenmemis
Yorum eklemek İçin Tıklayın
Yazarımızın Diğer Yazıları
  TERMAL KENT KÜTAHYA / 2010-08-16 08:43:19
  KAPLICALARIMIZ VE SAĞLIK TURİZMİ / 2010-08-09 09:14:09
  KAPLICA TEDAVİLERİ / 2010-08-02 17:08:31
  KÜRESEL TERÖR / 2010-06-02 17:39:29
  ÇERNOBİL GERÇEĞİ / 2010-04-28 13:43:12
İl Haberleri
Yazarlar
HAR VURUP HARMAN SAVURMAK...
Hüseyin Akkaşoğlu Alaaddin Akkaşoğlu Başak Akkaşoğlu Mustafa S. Saraoğlu Dr.A.Tekin Çelebioğlu Ali Orhan Dr. Metin Özdoğan A. Volkan Turgut Prof.Dr.Vural Kavuncu İsmail M. Sağıroğlu
Foto Galeri
Anket
Referandumda oyunuzun rengi ne olacak?
Ankete Katıl »
Haber Bülteni
Haber Listesi
Yayın İlkeleri . Künye . Reklam . Bize Ulaşın . RSS . Copyright © 2009 Akisgazetesi.com  
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz
Yazılım & Tasarım : PerisPro    E-mail: info@akisgazetesi.com